| |
Kaynak …: http://www.wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=12604&start=20
Boğaziçi’ni köprüyle geçmek fikri, ta Osmanlılar dönemine kadar uzanmaktadır. Leonardo da Vinci’nin bile, dönemin padişahına sunduğu raporla buraya bir köprü yapılması gerektiği fikri, İstanbul’un yıllar yılı süregelen ve maalesef bir türlü gerçekleşemeyen rüyalarından biri olmuştur.
Zaman zaman ortaya atılan ve temsili çizimlerle desteklenen birçok köprü projesi olmuştur. İşte bunlardan birkaçı:
Eğer 1900 yılında önerilen köprü inşa edilecek olsaydı, şu şekilde olacaktı (Denizin üzerinde, herbirinin üzerinde 4’er minaresi bulunan toplam 4 adet kule bloğuna oturmuş ilginç bir köprü, anlaşılan o yıllarda üst ve alt akıntılar henüz hareket halinde değildi (!) ki, bunlar hiç hesaba katılmamış):
 Yok eğer, 1958 yılında Germe-band sistemine göre yapılması teklif edilen proje hayata geçirilseydi, Beşiktaş ile Kuzguncuk arasına yapılacak Boğaziçi Köprümüz bugün böyle görünecekti... İleride görünen cami, Ortaköy Camii’dir (Neyse ki, çizilen bu köprünün dünya üzerinde hiçbir benzeri inşa edilmediği için, proje rafa kaldırılmıştır).
 Germe-band sistemine göre köprünün genel görünüşü...
 Şayet D.B. Steinman firmasının, 16 Mayıs 1960’da kabul gören projesi, 27 Mayıs’la rafa kaldırılmasaydı, 1960’ların başlarında, yukarıdaki formda bir köprümüz olacaktı (Köprünün kule temelleri denizin üzerinde ve yaklaşım viyadükleri dahil, köprünün tamamı dikey ve eğimli taşıyıcı halatlarla kuvvetlendirilmiş halde).
Neyse ki, şu anda kullandığımız köprü, teklif edilenler arasında bana göre en mantıklı, tutarlı ve estetik olanıdır... Boğaz’ın genel görünümünü kalın kütlelerle bölmüyor, panoramada kesintiler oluşturmuyor, taşıyıcı ayakları karada ve temelleri olabildiğince derinde inşa ediliyor, ayrıca da dünya üzerinde başka benzerleri (daha doğrusu test edilerek onaylanmış örnekleri) bulunuyor...
 Açılışın ertesi günü (31 Ekim 1973 tarihli) yayınlanan Günaydın Gazetesi’nin ilk sayfası, tamamen köprünün açılına ayrılmış... (Aynı şekilde o gün, diğer tüm gazetelerin ilk sayfaları da sadece bu tarihi olaya ayrılmış bulunmakta). Köprünün yoğun yaya geçişi sebebiyle sallanması ve hemen boşaltılması, haber başlıklarının arasında görülmekte..
. 
Köprünün açıldığı yıllarda, geçen araçlarla ilgili istatistikler büyük bir heyecanla takip edilerek, gazetelerde bayağı geniş yer alırdı (Köprüden geçen; 10.000. araç, 100.000. araç, 1 milyonuncu araç, 10 milyonuncu araç... vs...) Üstteki resimde de görüldüğü gibi, Boğaziçi Köprümüz’den geçen 10 milyonuncu araç olma şerefi, Austin marka bir kamyona nasip olmuştu. Aracın şoförü, gazetelere geçecek olmanın enteresanlığı ve ilgi odağı olmanın vermiş olduğu gururla, etraftakileri bir politikacı heyecanıyla selâmlamakta... Tabii, herkesler de onu alkışlamakta... Sanırsınız ki, tabliyelerin bütün civatalarını, bizzat kendi başına o sıktı (Şanslı şoför arkadaş, bu ilginç anısını, kimbilir kaç binkez, yıllar yılı, baydıracak şekilde yakınlarına anlatmıştır!)...
KÖPRÜYLE İLGİLİ İLGİNÇ NOTLAR:
Köprünün yapımı boyunca, 35 mühendis ve 400 işçi, 3 vardiya (24 saat) yöntemiyle çalıştılar. Köprü, temelinin atılışından; 1574 gün sonra açıldı. Köprüden geçen araçların ödediği ücret; 10 Lira idi. Köprüden ilk intihar; 16 Aralık 1974’de yaşandı (Açılışından 14 ay sonra). Köprünün üzerinde, ilk 10 yıl içinde 9.500 trafik kazası oldu (Günde ortalama 3 kaza). Köprü ilk olarak 1984’de (11 yıl sonra) bakıma alındı. Köprüden 1 milyarıncı (1.000.000.000) araç, 1999 yılında (26 yıl sonra) geçti. Köprüden yaya geçişleri, sadece; 4 yıl sürdü (1977’den sonra geçişler tamamıyla yasaklandı). Köprü açıldığı yıl, dünyanın 4., Avrupa’nın ise 1. “Asma Köprüsü” unvanını kazandı. Köprünün açıldığı gün; 28.126 araç geçiş yaptı. Köprüden, günümüzde ortalama; 200.000 araç geçmekte...
 Köprünün asfaltı ile tabanı arasındaki 3 metrelik mesafede yer alan geçidin resmi: Köprü geçişini oluşturan içi boş tabliyeler boyunca uzanan bu geçit sayesinde, onarım hizmetleri yapılabilmekte... Tabliyeler arasındaki kapılar yardımıyla, bir tabliyeden diğerine geçilebiliyor. Tabliyeler güneş ışığı aldıkları zaman, içinin ortalama ısısı; 54 derece olarak ölçülüyor.
31 Ağustos 1972: 5 milimetre kalınlığındaki tellerden oluşan halat, semerde (kulenin tepesinde) ayarlanıyor... Çalışanlar, kulelerden birinin en tepe noktasındalar ve rakım tamı tamına: 165 metre...
Beylerbeyi kulesinden, inşaatları biten bilet gişelerinin ve çevre bağlantı yollarının asfaltlanma görünümü... Soldan kıvrılarak giden yol, Beylerbeyi-Çengelköy sahil yoluna inmekte...
3 Ekim 1972: Ortaköy Kulesi’nde, ortalama 150 metre yükseklikte canla başla çalışanlar... Ana kablolar bandajlanarak izole ediliyor. Arkada Kuruçeşme (GS) Adası ve Kuruçeşme kömür depoları, daha geride ise Bebek Koyu...
Ortaköy Kulesi’ne çekme halat yöntemiyle tırmanmakta olan işçiler... Aşağıda tüm ihtişamıyla Ortaköy Camii... Gerideyse sisler altında İstanbul silueti...
2 Mayıs 1973: Tabliyelerin montajı tamamlanmış... Bunların taşıyıcı halatlara bağlantıları kontrol ediliyor. Yaklaşım viyadükleri hazır... (Kaynak: İstanbul Boğaziçi Köprüsü-1973)
Beylerbeyi Kulesi’nden Ortaköy tarafının görünüşü... Etiler yavaş yavaş şekillenmeye başlamış. Ortadaki viyadük, Yıldız-Beşiktaş ayrımını sağlayacak olan geçittir. Viyadüğün ardında kalan yerleşme ise Balmumcu...
8 Mart 1972: Ortaköy Kulesi’nde yerçekimine ve yükseklik korkusuna meydan okuyarak semer bağlantılarını sağlayan çalışanlar (Ben resme bakarken dahi başım dönüyor). Aşağıda Lido’nun yüzme havuzu.
Ankraj kitlesi. Kule temellerinin birinin kazısı ve sırt güçlendirme çalışmaları...
11 Ekim 1972: Tabliyelerin asıldığı bir çift ana taşıyıcı kablonun herbiri, 15.000 ton (onbeş milyon kilo) ağırlığı taşıyabilecek şekilde tasarlanmışlardır (Çifti; 30.000 ton yükü kaldırabilecek kapasitededirler). Bu kabloların herbirinin içinde 5 milimetre çapında, toplam 10.412 adet bükülmüş tel bulunmaktadır. Bu teller biraraya geldiklerinde; 60 santim çapında, devasa bir halat şeklini almaktadırlar.
9 Aralık 1972: İşçilerden biri yürüye yürüye Beylerbeyi’nden Ortaköy’e geçiyor... İşçideki şu rahatlığa bakar mısınız? Sanırsınız bu zat, yerden 160-165 metre yükseklikte değil de, İstiklal Caddesi’nde vitrinlere baka baka gezinmekte sanki... İçinde (daha doğrusu üzerinde) bulunduğu durumu öylesine kanıksamış ki, tutunmaya dahi ihtiyaç duymuyor!... Resmin sağ kısmındaki ağaçlıklı alan “Fethi Paşa Korusu” ve günümüzde de hâlâ yeşillikler içinde. Ama diğer boş alanlardan bugün eser yok...
3 Ağustos 1973: Ortaköy Kulesi’nde semer çalışmaları.
|
|